• Arif ALTAN

    Arif ALTAN

Boşluktaki nesneler

İ

İnsanı başlangıcına bağlayan hiçbir şeyi sağ bırakmıyor. Kavrayışı kuşatan, düşünceyi düşüncesizliğe vardıran bir istek taşkınlığının yüzsüz ilerleyişi altında, ruhun onsuz hiçbir şey olmadığı ve bugüne yalnızca şiirlerle, ezgilerle, kıvrımlarla, çizgi ve söz kalıtlarıyla kendini taşıyarak bir zamanlar var olduğunu duyuran o büyülü yüceliğin kemik çatırtılarını duyuyoruz. İsteksizliğe ölgünlüğünden bağlanan ve insanın en düşmüş anına denk düşen bu istek, kendine başlangıcın her biçimine düşmanca bir konumlanışı seçiyor. Yücelmenin parıltısı olan anlam, anlamsızlığa doğru kıymetlendirilirken, en değerli aydınlanma anı olarak unutuş, deneyime yabancı düşmüş belleğin bütün kıvrımlarını kaplıyor. Fazla bir şey değildi, ötesi bir gereksizlikti zaten; gelişmiş insan kafasından beklenen tek şey en eski çağların, ehliliği sevimsiz bulan o hiç yontulmamış yabanıl inceliğiydi.Canlılığı reddeden bir canlılık, yaşama çarpıtılarak alt edilen bir yaşam dürtüsü. Anda tüketilmiş bir geçmiş, ama anı yo.. Devamını Oku

Çıplaklık yatıştırır

Ş

Şikayet edilecek bir şey yok, hiç fena değil, böylesi çok daha iyi hatta. Yasakçının yasayı değersizleştirmesinden, iktidarın kanunu hiçleştirmesinden daha faydalı ne olabilirdi? Kendi yasalarını çiğniyormuş, bu bir felaketmiş! Güçsüzü korumayacak, güçlüyü engellemeyecek yasanın dağılıp gitmesi, yasakçının paçasını tutuşturmuyorsa, kurbanları neden kavurup dursun ki? Barbarlık ve çıplak dehşet, yalana sapmadan ve bin bir hileye gizlenmeden en feci haliyle olduğu gibi kendini ortaya koyuyorsa, bütün düşüncesizlikleri içine alan bir korku içinde titreşmek niye? Hiç kimse dolandırılmayacak işte! Yasa, yani zorbanın yüz ifadesini sığdırdığı bu korunaklı maskenin erimesi şuursuz sezgiyi dengesizliğinden, yanılgıyı beceriksizliğinden kurtarmaz mı? Cesedin üstüne damıtılan gözyaşının hüzünden arınmış kaskatı bir neşe olduğunu gizleyen ifadenin uçup gitmesi, çizgilerin gerçek duygusuzluğuna gerilmesi, güçsüzü hangi sızılı düşüncelere boğabilir öyleyse? Görmeyi talihsizlik, anlamayı bahtsızlık .. Devamını Oku

Büyük düşler

B

Bir büyük bütünlüğün düşünü görüyor ilgisiz bir dağınıklık içinde çözülüp giderken. Esasa vurgun düş gücünün avuntusu, zihnin gevşeyerek yaslandığı genellemeler. Belirsizliğin güvenirliliği içinde bütünlüğünü arayan dişsiz ve yırtıcılığından arınmış bir tasavvur için ödenecek bir bedel yok. Çünkü detayla lekelenmenin yükümlülüğünden kurtulmuştur bellek.  Ama ayrıntıyı önemsemeyen bir büyüklük görülmüş müdür? Aynı şekilde bir bütünlük duygusuna genişlemeden, bütünlüğün yücelttiği inceliğe bürünmeden kıymetlendirildiğine inanmış tikel bir yönelim düşünülmüş müdür hiç? Ağır ağır boğulurken, en sıkıntısız ve en derin soluklanma anını yaşadığına inanmak da bir şey. Çürürken, yeşerdiğine inanmış olanı neşesinden dolayı nasıl yargılayabiliriz ki? Bir bitki duygusuyla yayılmayı rahatlıktan sayan huzursuzluk böbürlenebilir: Küçük olan hor görülür, yalın olan yalana eklemlenir, basit olan kıymetten düşürülür. Gerçek, hep parçalanır, bir daha incelenmemek üzere. Boş bir beklenti, geçerlil.. Devamını Oku

Mutluluğun hafızası

Bilinir bilmezlikten gelinir, derinlikleri ve uzaklıkları seçebilecek bakışın üstüne,  donmuş algıları ışık diye damıtmak ruhu saadete erdirmez. Ama böylesine kör bir kavrayış pek aydınlatıcı, pek rahatlatıcı bulunur yine de. Huzura yatkın bir gevşekliğin sindiği her şeyin içinde, boşluğu neşe diye sarınmış olan zihnin bir çözülme duygusuyla kasılması, mutluluğu önceleyen kavrayışsız bulanıklığın ürpertisinden bilinir.  Keyif verici bu bulanıklığın belirsizliği koyulaştırdığı oranda, dağılmaya yüz tutan her şeyin aynı zamanda dönüştürücü bir kuvvet biçiminde ortaya çıkacağı düşünülmüştür bir kere.  Gücün güçsüzlükle doğrulanması yeni bir şey değil, ama anída geçmişi soğurup anıları silen kaskatı bön unutuş ile cıvıltılı mutluluğu aynı kaynaktan çıkaran zayıf görüş henü.. Devamını Oku

AKP’li Kürtler

İnsanın içinde bir boşluk doğmaya görsün, her şey bu boşluğu doldurmak için üşüşür. Öteberiyle doldurulmuş bir gövdenin tek heybeti görünüşü, bütün hüneri ise iş görürlükte kıymetini bulmuş kullanılışlı cansızlığı. Gelişigüzel konan bir eşya, düşüncenin mülkünden yürütür. Düşüncenin alanını kaplayan eşya olduktan sonra, ruh diye şakıyacak olan da sürtünen eşyanın çıkardığı yankılar. Bir vestiyer, bir gardırop heybetiyle dünyayı süzenin gülünç özgüveni, dekor için vazgeçilmez olduğuna olan inancından. Ama gardırop gardıroptur, başka bir şey de olamamıştır. Ona değersizliğini hatırlatacak olan zamandır, ona haddini bildirecek olan da yoğunluğu artan hurdalık. Sömürgeci hurdalıkta işittiğimiz Kürdi sesler... Unutulur, hep unutulur, hatırlatmak bir ihtiya&cce.. Devamını Oku

Aşkta galip gelen ensar istemez

Sahip olamadığı bir iktidarla kendini özdeşleştirirken tutkularını dehşete vardıracak kadar ileri götürenin, iktidar alanı dışında kaldığını gördüğü anda saplanıp kaldığı ilk duygu, öfkeden önce şaşkınlıktır. Hayatın tüm alanlarını içermeye yönelen fazlaca sahiplenici bir tutkunlukta, sertçe ötelenmenin yarattığı sarsılmayı telafi edecek bu şaşkınlıktan başka içsel bir denge yoktur. Fakat bu da bir denge değildir, boşlukta dönen bir zihnin dönüp dolaşıp denge diye haksızlığa vardırılmış kendi haklılığı üstüne kıvrılıp kalması. Uysallığı ya da acınası küçülmüşlüğü, kendine yöneltilmiş yıkıcılığı. İyileştirici bir izah, rahatlatıcı bir kavrayış düşüşü katlanılabilir kılabilir. Ama gerçekliğe kör yaslanış boşlukta bırakıyor. Karanlık, saplantının değersizliğini değerli bir sırmış gibi artırıyor. Şaşkınlık, iktidar alanından.. Devamını Oku

Kasabın Ağrı’sı

Çılgınlığın eşiği geçildi, ihtişamını borçlu olduğu fütursuzluğun dayanakları çöktü.  Bütün zorbalar gibi çöküş öncesi son bir gayret, ama sığındığı özgüven bütün dikişlerinden patladı. Sonun başlangıç anı, ölümden önce görülen o son parlak ışık, ama bu bir aydınlanma değil, onun maruz kaldığı ışıma bir kan pıhtısından yansıyanlar. Yalan, inciticiliğini inceltir diye düşünmüş olmalı. Ama orada durmuyor, yalanı buyrukla örseliyor. Yüzsüzlüğü saldırganlık örter de dehşetin bu yalın ucubeliği, o kıvrak ve akışkan yüzsüzlüğün her şekle bürünme marifetinden yoksun. Eski bir hikayeye yeni suret olma isteğini gizleyemiyor. Ama sevdiği eski hikaye çok etkisiz ve yeni hiçbir şey anlatmıyor. Masalların avutucu iyimserliğinden, figürlerin iyi niyetinden mahrum bu hikaye u.. Devamını Oku

Alaca ruhlar kuşağı

Sonunda varılan yerin en başta bulunulan yer olduğu fark edilir çok geçmeden. Her büyük istek, hedefi maddi olan manevi bir görünüm içinde sonsuzluk özleminin tetiklediği bir alevle tutuşur, ama kendi başlangıcına da sönmüş küller halinde düşer. Kendini bulmak için kat edilen mesafeler, hüzünlü gözlerle izlenirdi vaktiyle. Çağın huyundan, insanın huysuzluğundan mı bilinmez yıkıcı bir kötülük, şimdi alt edilmesi güç sinirli bir cansızlık siniyor bütün dönüşlere. Başka şeyden değil, takatsizliğe vurgun ayakların farklı sandığı, ama varlığı ilk başlangıcına taşıyan her adım, ilk günlerde sahip olunan olgun ve diri güçlerin heba edilmesi pahasına. Can yakıcı ani kavrayış, sönümlenmiş bir zamanın meselesi değil. Düş kırıklığı bile, sarsıcı anlamın çöküşü duyuran büyük sarsınt.. Devamını Oku

İman ve cinnet arasında

Şuursuz ve dengesiz, ama artan bir olgunlukla gaddarlıktan destan çıkaran bir iktidar bu. Beslendiği vahşettir, ebedi kılmak istediği hilenin akıl almaz hamleleri. Hiçbir şeyin kendisi gibi görünmediği bir zamanın yaratıcısı olarak, her şeyi kendi gıdasına dönüştüren bir soğuk aklın cinneti. Esir almak, düşünülmüş bir şey değil, esir almak bir soluksuz bırakma biçimi, dokunduğunu bir boğma biçemi. Büyük başarısı elde geçirdikleri, ele geçirdiği tek şey ise yalnızca öldürdükleri. Ölüleri bile yaşadığına inandıran bir büyük kavrayış, bir sonu gelmez entrika. Korkuyu umuda çevirmek, sahteliği bükülmez gerçeğe evirmek, incelme gereği duymamış kötücül doğasının uyanık dehası. Yalanın imtiyazlı gücünü bilir, dalaverenin aptal başarısını. Gücünün beslendiği kaynak çılgın ihtirasın ahma.. Devamını Oku

İnancını ve ekmeğini bölüşenler döndüğünde

Gaddarlığı alt eden, bir merhamet ilkesinin sürekliliğini sağlayacak sorumluluğu üstlenmediği sürece, hayal kırıklığı yazgının değişmezliğini üstlenip gidecektir. Kovulmuş hunharlık, merhametin ayrıcalıklarına bürünerek geri gelmenin bir yolunu bulur her zaman. Peygamberlerden beklenen vahyinin devamlılığıydı. Artık vahiy yoksa sadakat, taşınması güç bir yükümlülüktü. Bu, son vahiyden hemen sonra elçinin neden ölmek zorunda olduğunu, manzaranın neden apansız sarardığını da açıklıyor. Ya söylediğinin arkası gelecek ya da hiçbir şey gelmeyecek. Hiçbir şey gelmeyeceğine göre, her şeyin değişeceğini vaat edene düşen de sessizce çekip gitmekti. Buna rağmen yine de tutkulu bir özverinin iyileştirici bir tarafı vardı vaktiyle, yaşamı dondururken çürüyüşünü de geciktirirdi. Özverili olan, her şeyin ölçütüyd&.. Devamını Oku

Editörün Seçtikleri

Bugün Yazanlar

Tüm Yazarlar

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

Cümle Alem

Qırıx


Seçim İzlenimleri


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


Özgür Blog'tan...