KCK ve Demokratik Uluslaşmanın Boyutları - I


Abdullah ÖCALAN
Güncellenme : 08.12.2012 06:28

KCK, Kürt sorununda ulusların kendi kaderini tayin hakkının devletçi olmayan demokratik yorumunu ifade etmektedir. Ulusal sorunun çözümünde köklü bir dönüşüm olarak değerlendirilmelidir. Kapitalist modernitenin yol açtığı ulusal sorunlar hep ulus-devletçi, milliyetçi zihniyet ve paradigmalarla çözümlenmeye çalışılmıştır. Ulus-devletin kendisi çözümün temel aktörü olarak sunulmuştur. Ulusal sorun deyince akla hemen “bizim de bir ulus-devletimiz olsun” deyimi gelmektedir. Neredeyse her etnisite ve milliyete bir devlet öngörülmüştür.
 

\"\"Demokratik çözüm kendini ne kadar özerk kılarsa, sistematize ederse o denli siyasi dönüşüme katkıda bulunabilir. Ulus-devletin olumlu yönde dönüşümü, demokratikleşmenin, demokratik özerk yönetimin, demokratik ulus inşasının, yerel demokrasinin, demokrasi kültürünün tüm toplumsal alanlarda geliştirilmesiyle yakından bağlantılıdır

\"\"

Bu yaklaşımı, özellikle dünya çapında hegemonyacılık peşinde koşan İngiltere’nin karşısındaki imparatorluk gibi büyük devletlerle, şehir devletleri gibi küçük devletleri engel olmaktan çıkarmak ve “böl-yönet” politikasını yürütmek için geliştirmiştir. Kapitalist sisteme dayalı hegemonyacılığın iktidar düzenlemesidir. Azami kâr ve endüstriyalizmin en uygun gerçekleştiği devlet düzenlemesidir. Ulus-devletleri doğru kavramak için hegemonik sistemdeki yerini, kapitalizm ve sanayicilikle bağını doğru çözümlemek gerekir. Her etnisiteye veya mezhebe, kavme bir devlet demek; kapitalizmin küreselleşmesine, dolayısıyla sömürü ve sanayiciliğin (ekolojik yıkımın) azamileşmesine katkıda bulunmak demektir. Reel sosyalizmi çözülmeye götüren de esasta bu katkıda bulunma eylemi olduğunu ısrarla vurguladık. Yola çıkışta reel sosyalist sistemi esas alan PKK’nin ulusal sorunda tıkanmasının da özünde bu yaklaşımdan kaynaklandığını çözümlemeye çalıştık. Özeleştiriyle dönüşüm geçirdiğini belirttik. Ulusal sorunda dönüşümün ana çizgisi ulus-devletçi çözümden vazgeçmek, alternatif olarak demokratik çözümü esas almaktır.

Ulus-devlet hem sorunların kaynağı hem de çözümün önündeki engeldir

Demokratik çözüm, ulus-devlet dışında toplumun demokratikleşmesindeki arayışları ifade eder. Ulus-devleti kavram olarak kapitalizmle birlikte toplumsal sorunlarda çözümün değil, daha da artan sorunların kaynağı olarak değerlendirmek gerek. Ulusal ve toplumsal sorunların ulus-devlete bağlanması modernitenin en zorbaca yönünü teşkil eder. Kendisi sorunların kaynağı olan bir araçtan çözüm beklemek sorunların çığlaşmasına, toplumsal kaosa yol açar. Kapitalizmin kendisi uygarlık sisteminin en krizli aşamasıdır. Ulus-devlet ise bu krizli aşamada toplum tarihi boyunca en çok geliştirilmiş şiddet örgütüdür. İktidar şiddetinin tüm toplumu kuşatmasıdır. Kapitalizmin azami kâr ve endüstriyalizmle çözülmeye uğrattığı toplumu ve çevreyi zorla bir arada tutma aracıdır. Şiddetle aşırı yüklenmesi kapitalist sistemin azami ve kesintisiz birikim  eğiliminden ileri gelmektedir. Ulus-devlet tipi bir şiddet örgütlenmesi olmadan kapitalist birikim yasaları işlemez. Endüstriyalizm sürdürülemez. Gelinen son aşama olan küresel finans kapitalizmi çağında toplum ve çevre tam bir dağılmayla karşı karşıyadır. Başlangıçta devrevi olan bunalımlar, sürekli ve yapısal bir karakter kazanmıştır. Bu durumda ulus-devletin kendisi de sistemi tamamen kilitleyen bir engele dönüşmüştür. Kendisi krizli bir yapı olan kapitalizm bile ulus-devlet engelinden kurtulmayı gündemin başına taşımıştır. Ulus-devlet egemenliği sadece toplumsal sorunların kaynağı değil çözümün de önündeki temel engel konumundadır.

Demokratik çözüm modeli yalnızca çözüm seçeneği değil, başlıca çözüm yöntemidir

Egemen, kapitalist sınıf açısından böyle olan bir sistemi toplum için, halklar ve emekçiler için bir çözüm aracı olarak düşünmek kendi toplumsal doğasına terstir. İnkârı anlamına gelir. Toplumsal sorunların, en önemli parçası olan ulusal sorunların çözümünde demokratik model, hem toplumun halkların ve emekçilerin doğası gereği hem de hegemonik sistemin ulus-devlet engeli nedeniyle esas alınmak durumundadır. Demokratik çözüm modelleri sadece bir çözüm seçeneği değil başlıca çözüm yöntemidir. Sosyalizm ve ulusal kurtuluş hareketleri başarılı olmak istiyorlarsa çözüm aracını demokrasi dışında arayamazlar. Sağ-sol-merkez her türlü diktatörlük eğilimi ancak çözümsüzlüğü derinleştirir. Kapitalizmi daha talancı, çapulcu ve sanal kılar. Demokratik çözüm modelini, üniter ulus-devletin federe veya konfedere biçimlere dönüşmüş hali olarak düşünmemek gerekir. Ulus-devletin federe ve konfedere hali, demokratik çözüm değildir. Farklı devlet biçimli çözümlerdir ki yine sorunları ağırlaştırmaktan öteye rol oynayamazlar. Belki kapitalist sistem mantığı içinde katı merkeziyetçi ulus-devletin federe ve konfedere biçimlere dönüştürülmesi sorunları yumuşatıp kısmi çözümler getirebilir. Ama köklü çözümlere yol açamaz. Demokratik çözüm güçleriyle ulus-devletçi güçler arasındaki çözüm araçlarında federe ve konfedere biçimler denenebilir. Ama bu araçlar kullanıldı diye köklü çözümler beklemek kendini bir kez daha yanıltmaktır. Birinci yanıltmanın ister ulusal kurtuluş devleti ister reel sosyalist devlet dediğimiz ulus-devletin sol maskelisi olduğunu biliyoruz. Daha diktatörce, faşizme yatkın sistemler olduğu açığa çıkmıştır.

Demokrasi ve ulus-devletin kullanım alanını demokratik anayasa belirler

Demokratik çözüm modelinin tümüyle ulus-devletten bağımsız olmadığını önemle belirtmek gerekir. İki otorite olarak demokrasi ve ulus-devlet aynı siyasi çatı altında rol oynayabilirler. İkisinin kullanım alanını demokratik anayasa belirler. AB örneği bu doğrultuda bazı adımlar atmakla birlikte hakim yan ulus-devlet egemenliğidir. Ama dünya genelinde kayış ulus-devletin aşılması doğrultusundadır. Dünyada yaşanan en temel siyasi dönüşüm ulus-devletin teorik ve pratik olarak aşılmasına dayanmaktadır. Demokratik çözüm kendini ne kadar özerk kılarsa, sistematize ederse o denli siyasi dönüşüme katkıda bulunabilir. Ulus-devletin olumlu yönde dönüşümü, demokratikleşmenin, demokratik özerk yönetimin, demokratik ulus inşasının, yerel demokrasinin, demokrasi kültürünün tüm toplumsal alanlarda geliştirilmesiyle yakından bağlantılıdır.

Demokratik çözümü devletler geliştirmez, toplumsal güçler çözümden sorumludur

KCK, Kürt sorununda demokratik çözümün somut ifadesidir. Geleneksel yaklaşımlardan farklıdır. Çözümü devletten pay almada görmez. Hatta Kürtler özerklik anlamında bile devlet peşinde değildir. Federe veya konfedere devleti hedeflemediği gibi kendi çözümü olarak da görmez. Devletten beklenen temel talebi, Kürtlerin özgür iradeleriyle kendi kendini yönetme hakkını tanımasıdır. Demokratik ulusal toplum olmaya engel koymamasıdır. Eğer hakim ulus-devletler demokratik ilkeye sözde değil de özde bağlıysalar, demokratik toplumu desteklemeseler bile engel, yasaklama da koymamaları gerekir. Demokratik çözümü devletler veya hükümetler geliştirmez. Toplumsal güçlerin kendileri çözümden sorumludur. Devlet veya hükümetlerle demokratik anayasa bağlamında uzlaşı ararlar. Demokratik toplumsal güçlerle devlet veya hükümet güçleri arasında yönetim paylaşımı anayasalarla belirlenir. Ne mutlak devlet yönetimi ne de mutlak demokrasi talep etmek gerçekçi olmadığı gibi çözümün ruhuna da aykırıdır.

Demokratik ulus, katı sınırlara tek dile,kültüre,dine,tarihe dayanmaz

Demokratik çözüm özünde demokratik ulus olma, toplumun kendini demokratik ulusal toplum olarak inşa etme olgusudur. Devlet eliyle ne ulus olma ne de ulus olmaktan çıkmadır. Toplumun kendini demokratik ulus olarak inşa etme hakkını bizzat kullanmasıdır. Bu durumda ulus tanımını yeniden yapmak gerekir. Ulusun tek bir tanım olmadığını öncelikle belirtmek gerekir. Ulus-devlet eliyle inşa edildiğinde en genel tanımı devlet-ulustur. Birleştirici unsur ekonomiyse buna pazar-ulus demek de mümkündür. Hukukun egemen olduğu ulus, hukuk- ulustur. Politik kültürel ulus tanımları da mümkündür. Dinin birleştirdiği topluma zaten millet denir. Ümmet, tüm milletleri birleştiren aynı dinden milletler topluluğudur. Demokratik ulus ise, özgür birey ve toplulukların öz iradeleriyle oluşturdukları ortak toplumdur. Demokratik ulusta birleştirici güç aynı ulustan olmaya karar veren toplum birey ve gruplarının özgür iradesidir. Ulusu dil, kültür, pazar ve ortak tarihe bağlayan anlayış devlet-ulusunu tarif eder ki genelleştirilemez. Yani tek bir ulus anlayışı olarak mutlaklaştırmaz. Reel sosyalizmin de benimsediği bu ulus anlayışı demokratik ulusun zıddıdır. Özellikle Stalin’in Sovyet Rusyası için geliştirdiği bu tanım, Sovyetlerin çözülmesinin temel nedenlerinden biridir. Kapitalist modernitenin mutlaklaştırdığı bu ulus tanımı aşılmadıkça ulusal sorunların çözümü tam bir çıkmaza girer. 300 yılı aşkın bir zaman sürecinde ulusal sorunların halen olanca ağırlığıyla devam etmesi, bu eksik ve mutlak tanımla yakından bağlantılıdır. Katı ulus-devlet sınırlarına mahkûm edilmiş, iktidarın en küçük hücrelere kadar sızmış olduğu bu tip ulusal toplumlar milliyetçi, dinci, cinsiyetçi ve pozitivist ideolojilerle adeta serseme çevrilmişlerdir. Toplumlar için ulus-devlet modeli tam bir baskı ve sömürü tuzağıdır, şebekesidir. Demokratik ulus kavramı bu tanımı tersine çevirir. Katı siyasi sınırlara, tek dile, kültüre, dine, tarih yorumuna bağlanmamış demokratik ulus tanımı; çoğulcu, özgür ve eşit yurttaşlarca toplulukların bir arada dayanışma içinde yaşam ortaklığını ifade eder. Demokratik toplum ancak bu tür tanımla, ulusla gerçekleştirilebilir. Ulus-devlet toplumu doğası gereği demokrasiye kapalıdır. Ulus-devlet ne evrensel ne de yerel bir gerçekliği ifade eder. Evrenselin ve yerelin inkârı anlamına gelir. Tek tip toplum vatandaşlığı insanın ölümüdür. Buna mukabil demokratik ulus, yerel ve evrenselin yeniden inşasını mümkün kılar. Toplumsal gerçekliğin kendini ifade etmesini sağlar. Diğer bütün ulus tanımları bu iki ana model arasında bir yerde dururlar.

“Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü” kitabından alınmıştır.

 


Bookmark and Share