Anadil insanın yurdu gibidir

Anadil insanın yurdu gibidir

Anadil insanın yurdu gibidir. İnsanoğlu bu yurttan alır besinini; gelişmesini bu yurdun toprağına borçludur, en çok buradan kazandıklarıyla gelişir, zenginleşir. İnsanın anadilinden kopması, yurdundan uzaklaşması gibidir. Köksüz, susuz, besinsiz...

Anadil insanın yurdu gibidir. İnsanoğlu bu yurttan alır besinini; gelişmesini bu yurdun toprağına borçludur, en çok buradan kazandıklarıyla gelişir, zenginleşir. İnsanın anadilinden kopması, yurdundan uzaklaşması gibidir. Köksüz, susuz, besinsiz...

***

Her taraftan kurşun yağıyordu. Gaz bombaları patlıyor, ortalığı kaplayan zehir bulutu içinde, kalkanlı polis ordusunun zırhlı araçlar eşliğinde dayandığı üniversite kapıları birer birer kırılıyordu. Pakistan kolluk kuvvetlerinin saldırılarında dört öğrenci ölüyor, onlarcası yaralanıyor, yüzlercesi tutuklanıyordu. Üniversite meydanı adeta kan gölüne dönüyordu...

Tarih 21 Şubat 1952’dir. O gün, onbinlerce Bengalli öğrenciyi, Dakka Üniversitesi’ni işgal etmeye götüren şey dünya tarihinin görmüş olduğu en büyük anadil eylemidir. Polisin Dakka Üniversitesi’nde anadil hakkı için yapılan eyleme saldırısından sonra üniversite binası, savaş alanına döner. Olaylar kente yayılır. Bu kadar saf, temiz ve insani bir talebe dahi acımasızca saldırılması Bengal halkı arasında infiale yol açar. Protestolar, izleyen saatlerde eyaletin tümüne yayılarak bir genel greve dönüşür. Sokaklar “Bengalce’ye özgürlük!” diyen milyonlarla dolup taşar. Aslında, Dakka Üniversitesi’nde, anadil hakkına tahammül edemeyen hegemonik bir devletin saldırısıyla yakılan bu ateş, başka ve daha büyük bir yangının fitilini ateşleyecektir. Bu, 1948 yılında İslam kardeşliği adına Pakistan’la birleşmeyi tercih eden Bengal halkının Pakistan’dan ayrılarak bağımsız Bangladeş ülkesinin doğmasına sebep olacak ateşten başkası değildir.

Pakistan devleti, 1947’de Hindistan’dan ayrılarak kurulmuştur. O zamana dek Hindularla aynı dili konuşan Müslüman Bengaller, İslami birlik adına genç Pakistan İslam Cumhuriyeti’ne katılmış ve Doğu Pakistan Eyaleti adını almıştır. Çok değil, bir yıl sonra “Bengal coğrafyası, Bengal toprağı” gibi ifadeler suç sayılacak, 44 milyon Bengalli’nin kullandığı Bengalce dilinin konuşulması yasaklanıp Urduca tek resmi dil ilan edilecektir.

Bengal halkının anadil hareketi

Bu asimilasyona tepki olarak 1948’de “Bengal Dil Hareketi” kurulur ve “tek tipçi” politikalara karşı başta eyalet başkenti Dakka olmak üzere, Doğu Pakistan’ın belli başlı büyük şehirlerinde binlerin, onbinlerin katıldığı kitlesel gösteriler başlar. Daha bir yıl önce “İslam kardeşliği” söylemiyle Bengalleri yanına çeken Pakistan devleti, bu gösterileri kanla bastırır.

İşte, Bengal halkının ‘Anadil Hareketi’ olarak başlattığı kendi öz yurduna kavuşma eylemlerinin Dakka Üniversitesi’nde yaktığı ateş böyle bir tarihe sahiptir. 1956 yılına kadar dinamizminden hiçbir şey kaybetmeden süren anadil hareketi 2 Şubat 1956’da başarıya ulaşır. Pakistan devleti yeni Anayasa’da Bengalce’yi 2. resmi dil olarak güvence altına alır. Ne var ki, iki yıl sonra yapılacak askeri darbe, ülkedeki hak ve özgürlükleri bir çırpıda ezeceği gibi yeni anayasayı da askıya alacak, eski tek tipçi ve asimilasyoncu politikalara geri dönecektir. Bu durum, 17 Aralık 1971 tarihinde Bangladeş devletinin kurulmasıyla sonuçlanacak bir dizi yeni ve daha güçlü toplumsal hareketin de başlamasına neden olacaktır.

***

Anadil, insanın yurdu gibidir. Anadilinden kopartılmış bireyler yurdundan kovulmuş gibidirler. Bengal Dil Hareketi’ni kuran öğrenciler, 21 Şubat 1952’de Dakka Üniversitesi’nde anadillerini savunmak uğruna yurtlarını kanlarıyla suladılar. İşte bu önemli gün UNESCO tarafından 1999 yılında, Uluslararası Anadil Günü olarak ilan edilmiştir.

Anneannem, ‘Kürtçe kalbin dilidir’ derdi

Dört ana parçaya bölünmüş Kürtlerin nüfusu, yaklaşık 30 milyon olarak tahmin edilmekte. Bunu doğru varsayarsak, dünyadaki 199 bağımsız devletten ancak 39 tanesinin nüfusunun Kürtlerden daha kalabalık olduğu anlaşılır. Bugün Türkiye’de, anadillerinde eğitim olsun mu olmasın mı diye tartışılan böylesine trajikomik/sosyolojik bir gerçekliğin içindeyiz. Dünyadaki 113 ülkede birden fazla dilin resmi dil olarak kullanılması da ayrı bir gerçeklik olarak anımsanmalıdır.

Anadil insanın yurdu gibidir. Anadolu ve Mezopotamya toprakları birçok kavme ve ulusa yurt olmuş, bu topraklarda birçok halk kendi anadilinde kendini var etmiştir. Bu diller bazen dostluğun, komşuluğun, dayanışmanın, kardeşliğin dili olmuş; bazen de acının, nefretin ve bastırmanın diline dönüşmüştür. 1900’lü yılların başlarında köklerini Bitlis’te bırakarak Kaliforniya’ya göç etmiş, dünya edebiyatının büyük öykücülerinden, kendisi de bir Ermeni olan W.Saroyan’ın sözleri bunu çok iyi ifade eder: “Anneannem, Kürtçe kalbin dilidir derdi. Türkçe ise müziktir; bir şarap deresi gibi akar, yumuşak, tatlı ve parlak... Bizim dilimizse acının dilidir. Ölümü tattık hep; dilimizde nefretin ve acının yükü var.”

Evet, bastırılan bütün dillerde bugün ölümün kokusu duyurulur. Hep ölüm tadındadır bu dillerdeki ezgiler. Hep acının ve nefretin hikayesi vardır. Bu yüzden anadilin özgürleşmesi insanın yurduna kavuşması gibidir. Bu; Kürtlerin de, Rumların da, Ermeniler ve Süryanilerin de; tüm diğer halkların da en doğal, en saf, en insani ve en vazgeçilmez hakkıdır. Yeryüzünde, acının dilsizleştirdiği tüm halkların, bir gün kendi yurtlarına kavuşması dileğiyle...



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür