Su Kanunu Tasarısı neyi hedefliyor?

Su Kanunu Tasarısı neyi hedefliyor?

Hükümetçe hazırlanan Su Kanun Tasarısı’nda suların sürdürülebilir biçimde korunması ve azami kullanımının hedeflendiği açıkça ifade ediliyor.

Hükümetçe hazırlanan Su Kanun Tasarısı’nda suların sürdürülebilir biçimde korunması ve azami kullanımının hedeflendiği açıkça ifade ediliyor. Bu yasanın AB Su Çerçeve Direktifi’ne uygun hazırlandığını ve bu çerçeve nedeniyle bir zorunluluk olduğunu biliyoruz. Su Çerçeve Direktifi, AB’de 2000 yılında kabul edilmiş ve 2006 yılında yürürlüğe girmişti. AB Su Çerçeve Direktifi’nde ve hazırlanan Su Kanunu Tasarısı’nda suyun sürdürülebilir biçimde korunması yaklaşımı, suyun doğal varlığını tüm ekosistem için değil, kapitalizmin ihtiyaçlarını yani aşırı tüketim ve aşırı üretim politikalarına devam edebilmenin kaygısı içinde ele alındığını görebiliyoruz. AB Su Çerçeve Direktifi’nin en önemli yaklaşımı “kirleten öder” ile “kullanan öder” yaklaşımıdır. Su Kanun Tasarısı’nın temel hedefi, yakın gelecekte yaşanması muhtemel su kıtlığı gibi sorunlara karşı suyun kontrol altına alınarak ve tamamen metalaştırılıp ticari değeri yükseltilerek, kapitalizmin birikim sürecinde sermayenin en önemli “yaşamsal” kaynağı olarak görülmesidir.

Havza planlaması!

Hazırlanan yasa tasarısında havza planlamalarına geçileceği önemli bir vurgu olarak yer alıyor. Havza planlamaları bir yönetim planı dâhilinde Kamu+Şirket+STK’larca oluşturulmaktadır. Bu oluşum biçimi AB Su Çerçeve Direktifi’nde de açıkça belirtilmektedir. Yıllardır Türkiye’nin bazı göl ve su havzalarında bu yönetim planları yapılmaktadır. Daha önceleri Çevre ve Orman Bakanlığı’nın kontrolünde, şimdi ise Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın uhdesinde planlamalar devam etmektedir. Bu yönetim planlarında yer alan ve STK olarak adlandırılan kurumlar içinde Sanayi ve Ticaret Odaları vb. yapılar, kamu adı verilen valilik, özel idareler, kaymakamlık, muhtarlıklar, ilgili bakanlıklarının yerel müdürlükleri ile AB ve diğer kapitalizmin kurumlarının sunduğu proje işleri ile nemalanmakta olan bazı dernekler bu yapıların içinde bulunmaktadır. Bu yönetim planlarında bazı yaşamsal olmayan kararlar çoğunluk esasına göre alınmaktadır. Kamu kurum ve kuruluşları burada en büyük kütleyi oluşturmaktadır. Bu nedenle bu kurullardan hükümetin ya da sermayenin istemediği ya da onaylamadığı hiçbir kararın çıkma ihtimali yoktur. Ulusal veya uluslararası düzeyde projeler yapan derneklerin bu planlardaki varlığı ise sadece yaptıkları proje içeriği ile sınırlıdır. Bu tip dernekler metalaştırılan ve sermayenin kullanımına açılan bölgelerde yaşanan gerçeklerin görülmesini örtmeye yönelik işlevden öte bir anlamları yoktur. Örneğin Bafa Gölü yönetim planları ile sözde yıllardır korunmaktadır. Ancak yakın geçmişte basına yansıyan haberlerde gölün artık ölü bir göl olduğu işlenmektedir.

Havza planları ile ne amaçlanmaktadır!

Havza planlamalarının bir tek ve gerçek hedefi vardır o da; sermayenin yani kapitalizmin ihtiyaç duyacağı “kaynakları” korumak ve kontrol altına almaktır. Bu korumanın da doğal yaşam içinde insan ve diğer canlıların bölgeyi kullanmalarının önüne geçerek, halka yasak bölgeler oluşturup doğal yaşamın kaynaklarını sermaye için korumaktan başkaca hiçbir hedefleri yoktur. Korur gibi yaptıkları alanın sermaye tarafından sonuna kadar sömürülmesinden gayrı bir amaç taşımazlar. Yasada süsleyerek sundukları ve suyu korur gibi yaptıklarına aldanmamalıyız. “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” deyişi sanki tam da bu durumlar için söylenmiştir. “Su akar Türk bakar” sözünü “Su akar Türk yapar” biçiminde değiştirildiğini söyleyen bir su bakanlığının amacının ne olabileceğini anlamamız hiç de zor değil. Bakanlığın ve hükümetin uygulamalarını görüpte, yasanın hangi amaçla hazırlandığını anlamamak ancak aymazlık olabilir. 11-12 Ekim tarihinde Ankara’da barajlar kongresi düzenlendi. Kongreyi düzenleyenler Kamu+Şirket+STK üçlüsüdür. STK diye adlandırılan ve TMMOB’un karşısında büyütülmeye çalışılan TMMMB (Türk Müşavir, Mühendis ve Mimarlar Birliği)’dir. Kongre başlıkları ise, “Barajlar Tasarım Kriterleri”. Orman ve Su işleri Bakanlığı ve onlarca şirket bu organizasyonda yer almıştı. Neler konuşmuş olabileceklerini pek merak etmiyoruz doğrusu. Hükümetin ve sermayenin yönelimi neyse burada da aynı biçimde sunumlar gerçekleştiği kesin. HES’lere karşı çıkanları vatan haini olarak niteleyen ve bu insanlar için ihtisas mahkemelerinin kurulmasını öneren TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu) Yönetim Kurulu üyesi Şükrü Koçoğlu ve diğer koçların neler konuşabileceğini az çok tahmin edebiliyoruz.

Su Kanunu Taslağı’ndan bazı örnekler

Su yönetiminde nihai kararı “Su Yönetimi Yüksek Kurulu”nun vereceği vurgulanıyor. Bu kurul sadece bakanlıklardan oluşacağı da yasa tasarısında yer almakta, havza planlamaları kapsamında yönetim planlarında yer alan kurum ve kuruluşlar (Kamu+Şirket+STK) su tahsisine karışamayacağı, tahsisin sadece DSİ tarafından yapılacağı, tasarıda ticari amaçla herhangi bir dere, kaynak vb. yerlerde izinsiz su kullanımı halinde 50.000 TL cezai müeyyide konmuş. Bu cezai müeyyide ile tarlasının yanından geçen dereden, geçimlik tarım amacıyla su kullanımının da yasaklandığını görebiliyoruz. Ücretlendirme, her türlü su ve atık su hizmetlerinde tam maliyet esasına göre düzenleneceği yazılmış. Suyun tam maliyeti nedir?

Gerekli hallerde yetkili idarelerce destek sağlanabileceği ve bu desteğin Su Yönetimi Yüksek Kurulu tarafından sağlanacağı ne demektir? Halka su en yüksek fiyattan satılırken sanayiye teşvikler kapsamında su bedavamı verilecek?

Geçimlik tarım yapan çiftçiye tam maliyet nasıl yansıyacak? Havza yönetim planları bakanlık tarafından hazırlanacağı ya da şirketlere ihale yoluyla hazırlatılacağı yasa tasarısında yer almaktadır. Yasa tasarısının 5-1’de suyun kullanımında öncelik sıralaması yapılmış. 5-2’de de öncelik sırasında birden çok amaçla kullanımı halinde önceliklerin değişebileceği vurgulanmış. 5-1’in Ç bendinde enerji ve sanayi suyu ihtiyaçları ile A bendinde öncelik, içme ve kullanma amaçlı suya verilmiş.

HES ve benzeri işler için şirketlere 49 yıllığına kullanım hakkı devirleri yapılırken şirketlerin bu anlamda suyun kullanımında önceliği alacağı zorlama bir düşünce olamaz. Ordu ilinde HES yapan bir şirketin ilin içme ve kullanma suyunu artık biz karşılayacağız türü reklâmasyonları ile Abdulkadir Konukoğlu’nun Başbakanla yaptığı HES açılış konuşmasında dediği gibi “akarsuları şehirlere taşıyacağız” sözü, su kullanım önceliğinin şirketlere verileceğini görmemize yetiyor.

Madde 17 (1)’de, su tahsisi yapılan alanda özel mülkiyet var ise ve tahsis sahibi ile arazi sahibi aralarında anlaşamamaları halinde tahsis sahibi kamulaştırma isteyebilir. Kamulaştırma için “kamu yararı” kararı alınır ve arazi kamulaştırılarak tahsis sahibine tahsis edilir.

Sermaye için her yol var, yoksa da bulunur yaratılır. Halkın mülkiyet hakkı, aynen kentsel dönüşümde yaşananlar gibi sermaye karşısında bir hiçtir.

Kanun tasarısı ile sözde sularımızı koruyacağız diyerek sunulan ve bazılarının da ne güzel deyip peşine düştüğü yasanın amacını anlamak için kâhin olmaya hiç gerek yok. Her şey sermayenin ihtiyaçları ve hedeflerine göre dizayn ediliyor. Bu saldırı yasalarına karşı sularımızı ve doğal alanlarımızı koruyabilecek yegâne güç emekçi halklarımızdır.



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Bugün Yazanlar

Tüm Yazarlar

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa

Medya Diyalog

Özgür Blog'tan...