Siyasi davalar ve muhalif entellektüeller

Siyasi davalar ve muhalif entellektüeller

Son günlerde siyasi operasyonların hedef kitlesi genişledikçe köşe yazarları, akademisyenler ve üniversite öğrencileri tutuklamaların ve yargılamaların ne kadar hukuk dışı ve gülünç olduğunu vurgulayan eylemler düzenlemeye başladı.

Son günlerde siyasi operasyonların hedef kitlesi genişledikçe köşe yazarları, akademisyenler ve üniversite öğrencileri tutuklamaların ve yargılamaların ne kadar hukuk dışı ve gülünç olduğunu vurgulayan eylemler düzenlemeye başladı. Son iki ayda birçok imza kampanyası düzenlendi; sosyal medyada eylemsellik ağları kuruldu; akademisyen ve köşe yazarları liberal sol tandanslı gazetelerde terörle mücadele adı altında gerçekleşen yargısal katliamları teşhir etmeye başladı. Her gün bir başka eylemle AKP hükümeti karşısında daha da güçlenen bir toplumsal muhalefet ortaya çıkıyor bugünlerde. Gelin bir anlığına bu canlı ve aktif muhalefetin verdiği heyecanı bir kenara bırakıp, bu muhalefetin tercümanlarının yani orta-üst sınıf kozmopolit entellektüellerin eylem çağrılarında ne dediklerine kulak verelim. Hukuksuzluğun bıçağının Kürdistan’la sınırlı kalmayıp batının kemiğine de dayandığı bugünlerde kozmopolitan entellektüellerin kimlerle, hangi zeminde, nasıl ortaklaştığına kafa yormakta fayda var. Kendinlerini aktüel olaylara karşı muhalif refleks gösteren entellektüeller olarak da tanımlayabileceğimiz bu grubun reflekslerinin ne zaman ve hangi gruplar söz konusu olduğunda harekete geçtiğine bakarak medyada (yazılı, görsel, ve sosyal medya) temsiliyet ekonomisinin kimleri nasıl dışarıda bıraktığını sorgulamaya başlayabiliriz.

Türkiye’nin metropollerindeki basın emekçileri, öğrenciler ve akademisyenler de artık terör örgütü üyeliği suçlaması ile içeri alınıyor. Hükümetin “arka bahçedeki ayrık otları” temizleme ve “cerrah titizliği” ile muhalefeti ameliyat etme çalışmasının bir parçası olarak... Liberal entellektüeller tutuklamalara maruz kalan bu kesimleri kendileriyle özdeşleştirebildikleri ölçüde tepkilerini daha yüksek perdeden seslendirmeye başladı. Kimisi bu gidişle “hepimiz”i içeri alacaklar diyerek herkesi tutuklamalara karşı çıkmaya çağırıyor. Diğerleri ironik-romantik bir dille bu hukuksuzluk karşısında kendisini de “terörist” ilan ediyor. Kimisi dolabımda bir yerlerde poşu var diyor, kendilerinin de “yasal” örgütlere üyeliğinden dem vuruyor; diğerleri sosyal medya aracılığıyla “Sıra kimde?” blogları kurup, “Öğrencime dokunma” açıklamaları yapıyor. Ortada bir hukuksuzluğun olduğunda herkes hemfikir de Türk yargısının adaletsizliği bütün muhalif kesimlere adil dağıttığından o kadar emin misiniz? Sıra bir gün size de gelir mi?

Liberal entellektüeller

2005 ve 2006’da ceza kanunlarında yapılan değişiklikle her eylemin bir terörist eylem olarak yargılanmasının yolu açıldı. Kürt gençleri protesto eylemlerine, basın açıklamalarına, gerilla cenazelerine katıldıkları için “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek”ten yargılanmaya başladı. Ama sayıları binleri bulan bu davalar bütün muhalif kesimleri tedirgin/tehdit edecek değil tabii ki. Bir yandan Dicle Üniversite’li gençlerin tutuklanması Bogaziçi’li arkadaşları kadar ses getirmeyecek, düzenledikleri eylemler ana medyada ODTÜ’lülerinki gibi takdir toplamayacak; öte yandan Kürdistan’ın gündelik hayatında gözaltı ve hapis bu kadar sıradanlaşmışken Kürtler kalkıp “bugün beni de alabilirler” mottosuyla dayanışmayacak. Ondandır ki gelecek değil şimdiki zaman kipiyle kuruluyor Kürt muhalefetinde cümleler ve ihtimallere değil mevcut duruma isyan ediyor Kürtler. Bireylerin değil bir halkın esir alınmasını dile getiren işte o dil kozmopolit entellektüel tercümanlarca cımbızla ayıklanarak kamusal alana servis ediliyor, medyada temsiliyet buluyor.

Hakkını vermek gerekir ki Kürtler konusunda bu entellektüelleri meşgul eden bir KCK davası da yok değil. Nisan 2008’deki ilk KCK operasyonuna karşı çıkanlar, belediye başkanları ve insan hakları savunucularının tutuklanıp kelepçelerle adliyeye götürülmesinden duydukları utancı dile getirdiler. Burjuva demokrasisinin temsiliyet mitine olan inançları seçilmişlerin tutuklanmasını halkın iradesine müdahale olarak görüp reddederken, seçilmemişlere yapılan müdahaleyi meşrulaştırdı. Seçilmişlere yaptıkları vurgu seçilmemişleri, insan hakları aktivistlerine gösterdikleri ilgi her gün adliyeye kelepçe ile getirilen sıradan Kürdü hakları savunulacaklar listesinin dışında bıraktı. Geçen üç yılda KCK operasyonu 150 kişiyi yargılayan bir davadan 2,000 kişiyi millerine alan tam teşekküllü bir çarka dönüştü. Son zamanlarda bırakın sıradan insanların tutuklanmasına tepki gösterilmesini, Şirnex’te bütün il ve ilçe belediye başkanlarının içeri alınmasına Kürtlerden başka kimse isyan etmedi. Sınırdaki adaletsizlik ve hukuksuzluklar kozmopolit entellektüellerin vicdanlarına dokunamadı. Ta ki davulun sesi İstanbul’da duyulana kadar.

Hopa-KCK davaları

Liberal entellektüeller şimdi tanıdıkları şahısların da tutuklanıyor olmasının verdiği rahatsızlıkla “el insaf” diyorlar. Guardian ve Le Mode Diplomatique gibi gazetelerde yazdıkları yazılarda, Amerika ve Avrupa’daki akademisyenlere yaptıkları çağrılarda binlerce tutuklu arasından “birileri” yaptığı yayınlardan katılacak olduğu konferansa kadar bütün detaylar verilmek suretiyle isme ve cisme bürünüyor. Bu niteliklerle anılamayan 2,000 Kürt ise kafa sayısı olarak kalıyor. Sembol isimler ile kampanya yürütmenin kampanyaya daha geniş katılım sağlayacağının farkındayız. Ancak gelin bu kampanyanın meyvesini aldığınızı varsayın. Hopa davasındaki muhalif duyarlılığınız neticesinde Türk yargısının 6 aydır cezaevinde tuttuğu 60 kişiyi serbest bıraktığı gibi, gelin KCK’de de ismiyle cismiyle her eylemde destek verdiğiniz insanların cezaevinden çıktığını varsayın. Olmaz ya oldu diyelim. O zaman içeride kalan binlerce insanın serbest bırakılması için söyleyecek hiçbir şeyinizin kalmayacağının farkında mısınız? Ya da şöyle soralım: Öğrencileriniz, akademisyen arkadaşlarınız, birinci dereceden tanıdıklarınız ve kendiniz dışındakileri politik projenizin neresinde tutmaktasınız? Devletin yargısı ile birlikte Kürtlere karşı yürüttüğü sistematik ve yapısal baskıya ne ölçüde karşı çıkmaktasınız?

Hukuksuzluk adil mi dağıtılıyor!?

Yargının hukuksuzluğuna karşı çıkarken tutunduğunuz figür Kafka’nın isimsiz K.’sına ne kadar uzaksa, yazılarınızda romantize ettiğiniz gibi hepinizin TMK tarafından birer K.’ya dönüştürülme ihtimaliniz de bir o kadar az. Siz kendinizi açık açık ihbar etmenize rağmen ertesi sabah beşte polisler kapınıza dayanmıyorsa, “bölgeden” hediyelik eşya niyetine aldığınız poşularınız savcıları harekete geçirmiyorsa, yasal örgütlere üyeliğiniz ve katıldığınız eylemler hakkınızda suç deliline dönüşmediyse belki de Türk yargısının TMK silahını kime ve niye yönelttiğini yanlış okuyorsunuz. Batman savcısının 45 yaşında, 10 çocuk babası, ve işsiz K. ile ilgili iddianamesinde dile getidiği “terörist grupla bütünleşme” iddiasını tersten okursak: grupla bütünleşmemiş görünüyor, “ideolojik halay”larda pek ayrıksı duruyorsunuz.

Bazı eylemlere katılanlar hakkında toplu tahliye kararı çıkabilirken son KCK davasında bir tane bile tahliye çıkmıyorsa; savcılar ve hakimler Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan savunmalar karşısında utanıp sıkılarak etrafa muzip gülücükler dağıtırken, Diyarbakir 6. Ağır Ceza’da kendi seslerinin yankısını duyup da utanmıyorlarsa, ve Kürt basınına yapılan son operasyonlarla dışarıda “bizi de içeri alacaklar” diyecek bir Kürt yazar bırakılmamaya çalışılıyorsa; o zaman “hepimiz” tehdit altındayız diyenlere sorarız: Türk yargısının sınıf, ırk, cins, etnisite ayrımı yapmadan hukuksuzluğu adil bir şekilde dağıttığını nereden çıkardınız?

Bu davalarda sıra size gelmeyecek, rahat edebilirsiniz şimdi. Çünkü siz de biliyorsunuz ki içerideki “kimse”lerin aksine siz hep “bir” kimsesiniz. Tam da bu yüzden birkaç yıldır içeri alınan binlerce kişiye şaşırmıyorsunuz da operasyonlar kendi nezih muhitlerinize ulaşınca hayretlere bürünüp kendinizi ihbar ediyorsunuz. “Bölgeden” aldığınız poşuları çekmeceden çıkarmadıkça, üye olduğunuz örgütün yasallığına dikkat çekerken devletin yasadışı ilan ettiklerine dair söyleyecek sözünüz olmadıkça, şemsiye, poşu ve saç kesmeyi delil olarak gösteren hukuksuzluğa karşı çıkarken Demokratik Özerkliği savundukları için üç yıldır tutuklu olanların mahkum edildikleri adaletsizliği kendinize dert etmedikçe sıra size gelmeyecek.



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür