14 yaşındaki bızdık Erdoğan’ı nasıl kandırdı?

14 yaşındaki bızdık Erdoğan’ı nasıl kandırdı?

Muhittin CEMİL Ender KARADENİZ

Eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel Fikret Bila’ya çok önemli açıklamalar yaptı.

Birinci önemli sonuç şu: “TSK 1984 yılından itibaren Fethullahçı askerleri ihraç etmiş. Yani bunlar “gizlenememiş...”

Açıklamada çok önemli ikinci nokta ise “terfilerin prosedürü.” Bu öyle bir prosedür ki, hiç kimse buradan kaçamaz... Okuyalım:

“Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) faaliyetleri 8-9 ay süren bir faaliyettir. Hazırlıklar her yılın ocak ayında başlar. Genelkurmay İkinci Başkanlığı general ve amirallere anket formları gönderir. Albaylara da kendi devreleri için anket formları gönderilir. Onlar devre arkadaşları için general ve amiral olmalarını düşündükleri bir liste yaparlar. Sonra anket sonuçları Genelkurmay’a gelir. Sonra ikinci anket yapılır. Ayrıca terfi edilecek kadrolar da bellidir. Yani kontenjanlar bellidir, terfi için de uzatmalar için de. Bu sayıları aşamazsınız. Terfiler üç ölçüye göre yapılır: Görev ihtiyacı, yeterlilik (sicil) ve komutanların tercihlerine göre oluşan liste sıralaması. Anketler geldikten sonra orgeneral ve oramirallere tekrar gönderilir. Onlardan gelen sonuçlar Genelkurmay’a ulaşınca, bu kez ayrı ayrı kuvvet komutanlarına kendi kuvvetlerindeki liste gönderilir, tekrar görüşleri alınır.

Bütün bu aşamalardan sonra terfi listesi YAŞ’tan önce oluşur. Bu kez ben bu listeleri alıp Başbakan’a giderim. Başbakan da listeye bakar, gerek görürse değişiklikler yapar. Ondan sonra da onay verir. Ben onay verilmiş listeyle YAŞ toplantısına giderim. Yani kararlar anlattığım prosedür sonunda ortak alınan kararlardır. Darbe girişimine katılan FETÖ’cü oldukları anlaşılanların terfileri de bu prosedürle yapılmıştır.”

Özel, başka bir şey daha söylemiş:

“Haklarında bir ihbar veya iddia olmamış. Olsa mutlaka incelenirdi. Dosyaları da temiz, parlak siciller, ayrıca istihbarat raporları da temiz gelmişse, artık sizin yapacağınız bir şey yok demektir. Demek ki kendilerini çok iyi gizlemişler. Çünkü araştırma yapılırken etraftan da bilgi toplanır, ailelerine dahi bakılır, istihbarat toplanır. Terfi edenlerin dosyaları ve istihbarat raporları temizdir ve haklarında bir ihbar yapılmamıştır ki terfi edebilmişler.”

Özel’in demediği tek “önlem” şu: General olacakların evlerinin dinlenmesi... Görüntülerinin alınması... Pek çok operasyonda böyle “görüntüler” medyaya düştü.

O halde?

O haldesi şu: Hiçbir gizli örgüt böyle bir mekanizmayı, istisnalar dışında aşamaz. Böyle bir mekanizma ancak “ispiyonaj” elemanlarınca aşılabilir ki, onların da sayısı,  her zaman parmakla sayılacaktan fazla olamaz. Hele generallerin yüzde ellisinin, Harpokulları öğrencilerinin yüzde 95’inin “FETÖ” üyesi olduğunu iddia etmek beşer aklıyla alay etmektir. 14 yaşında Harbiye’ye giren bacak kadar çocukların yüzde 95’inin  general olana kadar kendini “gizlediği” iddiası aklın alacağı iş değildir.

Üstelik hiç kimsenin “gizlenemediği” de, 16 Haziran günü ortaya çıkan “FETÖ’cü asker, polis ve sivil” listelerinden anlaşılmıştır.

Sonuç şudur: Anlı şanlı TSK bir “darbe” yapmaya hazırlanmış.

Anlı şanlı MİT ve Saray, elbette bu hazırlığı “enişteden” öğrenmemiş. Her şeyi izlemiş. Darbecileri “darbeye” kışkırtan bir dizi provokasyon yapmış. Darbe “erken doğuma” zorlanmış... Hepsi bu...

İyi de Fethullahçılar nerede?

Nerede olacak? Her yerde... 1980 darbesinden bu yana onlar “gizli” çalışmıyor. Örneğin Erdoğan, gizli çalışan bir Fethullahçının Fethullahçı olduğunu bilmeden iktidara geldiği günden beri Fethullahçılarla ittifak yapabilir miydi?

Erdoğan “bildiği” Fethulahçılarla itifak yapmıştr. Gizli kapaklı hiçbir şey yoktur.

Gizlilik halka karşıdır. Halk bizzat Erdoğan tarafından aldatlmıştır...

En iyisi ‘devleti’ kapatın

Ve Ahmet Hakan... Erdoğan’ın İlker Başbuğ’a verdiği “tahrif edilmiş” yanıtı yanıtlamış. Hem de ne yanıt. Erdoğan askeri liselerin kapatılmasını “askeri darbe yapanlar bu liselerden gelmedi mi?” gerekçesine dayandırmasını çürütmüş.

Meğer darbeci generallerin yüzde 55’i liselerden Harp okullarına girenlermiş...

Demek ki, “askeri liseleri” kapatmak yetmez.

Asıl olarak “liselerin tümünü” kapatmak gerekir... Darbeciler oradan yetişiyor.

Ya İmam Hatipler?

Onlardan darbeci general çıkmıyor. Ama darbeci polis şefleri tastamam oradan çıkıyor.

O halde...

O halde İmam Hatipleri de kapatmalı.

Yine de yetmez..

Çünkü İmam Hatipli olup “devlete sızan” kim varsa hepsini ayıklamalı...

Nereye kadar?

Vallahi bu iş Saray’a kadar uzanır.

İyisi mi “darbelerin” sebebini “okullarda” aramayalım...

Birincisi Kürt sorununda çözümsüzlükte...

İkincisi, bunun doğal sonucu olarak “Suriye” savaşındaki utanç verici bozgun ve yenilgide arayalım...

Aradıktan sonra PKK Önderi Öcalan’la, PKK’yle ve HDP’yle yeniden masaya oturalım.

Rojava kantonlarını resmen tanıyalım...

Bir baskının anlattıkları

Ümit Kıvanç, HDP İstanbul İl binasının sabaha karşı alçakça basılmasına karşı Duvar’da bir yazı yazdı. Yazıda şu paragraf dikkat çekiciydi:

“Mesele bir HDP binasında arama yapılması değil. Aramanın sabaha karşı, kimse yokken, kapı kırılarak yapılması ve içeriyi târumâr ederek verilen açık mesaj. Devlet diyor ki: “Ben, Mardin ve Diyarbakır’daki PKK eylemini kınayan ve ülkenin batısından da oy alan Kürt partisi istemiyorum kardeşim. Size meşru, yasal bir partiye gösterilmesi gereken saygıyı göstermeyeceğim, öyle algılanmamanız için uğraşmayı sürdüreceğim. Size oy veren veya umut bağlayan milyonlarca insanı da hiçe sayıyorum. Çünkü sizi kafadan vatan haini ilan edebilmemi zorlaştırıyorlar. Onları da size yaptığım gibi, mümkün her yerden dışlayacağım. Benim ve silahlı muhatabımın bildiği, konuştuğu anlaşılmaz ve acımasız dili kullanmıyor, sıradan insanların silahsız diliyle konuşuyor, savaşın tılsımını bozuyorsunuz.”

Yani ki sandalye dolap kıran döken devletin partiye mesajıdır: “Konuşanla muhatap olmam, savaşanla olurum; bildiğim dil budur; siz aradan çekilin.”

Ne dersiniz? Ümit Kıvanç’ın bu sözleri acaba bir gerçeği mi anlatıyor?

Yani HDP “sabahtan akşama kadar PKK’nin eylemlerini protesto etse” bile, bu onun üstündeki baskıları azaltmayacak...

Belki de en doğrusu, “her türlü silahlı eylemi, ister devletten gelsin, ister PKK’den gelsin kınamak yerine, sabahtan akşama kadar savaşı lanetlemek... Barışı kutsamak...”

Kuto Mine Söğüt’ü ‘destekliyor’

Mine Söğüt Cumhuriyet’te şöyle yazdı:

Hepimiz biliyoruz. Tarihe “Kandırıldılar” diye geçmeyecekler;

Tarih onlardan “Kandırıldıklarını söyleyerek ülkeyi kandırmaya çalıştılar” diye bahsedecek.

Peşine düştükleri suçtan bizatihi suçlular.

Düşmanı tarif ederken aslında kendilerini anlatıyorlar.

Ve hepimizi, daha önce ortaklarıyla defalarca yaptıkları gibi, yine kandırıyorlar.

Sanki;

O malum suç örgütünün liderine yıllarca toz kondurmayanlar bugünün Cumhurbaşkanı dahil kendileri nicedir iktidarda değillermiş gibi...”

Kuto dedi ki “Mine Söğüt ablama aynen katıliyem... Eline sağlık... Ancak bu komedi nasıl oluyor da devlet politikası oluyor, onu anlatmak istiyem... Bir ülkede demokrasi olup olmadığını anlamanın en kestirme yolu şu: Eğer izlenen politik çizgi yüzde yüz değiştiği halde iktidardaki adamlar değişmiyorsa, orada demokrasi yoktur... ‘Balyozcularla’ ilgili politika yüzde yüz değişti. Erdoğan değişmedi. ‘Cemaat’le ilgili politika yüzde yüz değişti. Erdoğan değişmedi. ABD ve NATO ile ilgili politika ‘hemen hemen’ değişti, Erdoğan değişmedi. Kürt sorununda çözümle ilgili politika yüzde yüz değişti, Erdoğan değişmedi. Rusya’yla ve İsrail’le ilgili politika yüzde yüz değişti. Erdoğan değişmedi... Bu değişmezlik faşizmin ispatıdır diye düşüniyem.”

Bravo Sıla’ya...

Sanatçı Sıla Yenikapı Mitingi’ne “Show” olduğu için katılmayacağını açıklamıştı.

Önüne gelen Sıla’ya saldırmaya başladı. Bu saldırganlar, Hürriyet yazarı Ertuğrul Özkök’e göre erkek.

Yazısının başlığı şu: “Sılacığım sen kenara çekil, ben konuşacağım bu erkekler takımıyla...”

Görünüşe göre hayli “esaslı...” Ama çok “maço...”

Kuto’nun kardeşi Ayşo dedi ki, “hele sen bir kenara çekil Özkök, Sıla o erkekler takımına tek başına gereken cevabı verdi bile...”

Gerçekten de Sıla, konserlerinin iptaline, kariyerinin tehlikeye girmesine rağmen “sözlerimin arkasındayım” dedi. Hangi şartlarda: Herkesin herkesi FETÖ’cü diye ihbar ettiği “cadı avı” şartlarında.

Medya Diyalog Sıla’yla dayanışma içindedir.

“Devletin katılın” çağrısına “evet” dememiştir.

Devletin düzenlediği bütün “mitingler”, elbette “Show”dur. Devletin çağırdığı mitinge katılanlar birer “figürandır.”

Sıla ise sanatçıdır.

O kendi “Show”unu yapar. Devletin sanatçısı sanatçı değildir...

Ve şimdi bu “devlet şovu” bir de Kürdistan’da tekrarlanacakmış... Erdoğan yine CHP ve MHP’yi davet etmiş...

Acaba hangi Kürt “sanatçı” bu “şov”da kendini rezil edecek?

Bekleyelim, görelim...



↳Son Güncelleme: 13 Ağustos 2016 10:20

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür