‘İslam kardeşliği’ hukuku ve ‘barış’


Mistefa Dewlemend
Güncellenme : 10.05.2013 10:03

Aylardır Öcalan/PKK/BDP ve devlet/AKP arasında sürüp giden bir süreç işlenmektedir. Kimisi ‘barış’ süreci, kimisi ‘çözüm’ süreci kmisi de ‘müzakere’ diyor işleyen bu sürece. Bu sürecin en temel kavramı diyebileceğimiz iki kavram sürekli dillendiriliyor: Barış ve kardeşlik.

Bundan dolayı burada Kur’an ve peygamber hadisine istinaden kardeşlik hukukunu kaleme almaya çalışacağız. Tabi bunu yaparken ‘barışa’ değindiğimiz de görülecektir. Zira özellikle Kur’an-ı Kerim’den referans alacağımız pasajlar hem ‘kardeşlik’ hem de ‘barış’ hukukunu işlemektedir.

İslam’a göre iki tür kardeşlik söz konusudur. Bunlardan biri İslam (inanç, din) kardeşliğidir, diğeri ise kan bağı kardeşliğidir. Biz burada ‘İslam kardeşliği’ üzerinde duracağız.

‘İslam kardeşliği’ hepimizin anladığı üzere İslam’a olan inanca dayalı bir kardeşliktir. Kur’an bunun için ‘mü’minler (iman edenler) kardeştirler.’ (Hucurat Suresi, 10. ayet) buyurmaktadır (bu ayetin ne kadar ve ne amaçla saptırılmış bir şekilde kullanıldığını ve hala kullanılmakta olduğunu ileride açıklayacağız).

‘İslam kardeşliği’ deyip hukuksuz bir teori ve pratik içine giremeyiz. Her ne kadar halk arasında sürekli dile getirilen ‘yav ne olmuş, din kardeşiyiz, hepimiz müslümanız, ha ben ha sen?’ söylemler olsa da hakikatte böyle değildir. Nitekim bu tür söylemler, tamamen iktidarların, sömürgecilerin, özellikle de Kürdistan sömürgeclerinin, ve bunların yanında yer alan ‘ulema’nın bilerek halkın arasına soktuğu söylemlerdir. Yoksa İslam hakikatinde hem ‘İslam kardeşliği’nin hem de kan bağı kardeşliğinin belli bir hukuku vardır. Peki ‘İslam kardeşliği’nin hukuku nedir?

Yukarıda ‘mü’minler kardeştirler’ ayetini ve bu ayetin ne kadar ve ne amaçla saptırıldığını söyledik. Evet, ayet ‘mü’minler kardeştirler’ diyor ancak, bunu ne amaçla demiş? Bunu anlamamız için bu mezkur ayetin (Hucurat Suresi, 10.ayet) devamına ve özellikle de bu ayetten bir önceki ayete (Hucurat Suresi 9. ayet) bakmamız gerekir. Aksi halde şunu sormamız gerekir; Allah niçin ‘mü’minler kardeştirler’ buyurma ‘ihtiyacı’ duymuş? Şimdi bunun için Hucurat Suresi’nin hem 9. hem de 10. ayetine mealen bakalım:

“O halde mü’minler içinden iki grup (halk, toplum, ulus) savaşırlarsa, onlar arasında barışı sağlayın. Eğer onlardan biri diğerine tecavüzde (saldırıda) bulunursa, tecavüze (saldırıya) uğrayan tarafın yanında yer alarak saldıran grupla Allah’ın emrine (barışa) gelinceye kadar savaşın. Bundan sonra eğer dönerse, ikisinin arasını da adaletle düzeltin, onlara adil davranın. Muhakkak Allah adaletli davrananları sever.” (Hucurat Suresi, 9. ayet)

“Şüphesiz müm’inler kardeştirler. O halde (her ne zaman kardeşlerinizin arası açılırsa) kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olunuz ki O’nun rahmetine nail olasınız.” (Hucurat Suresi, 10. ayet)

Şimdi biz bu iki ayeti birlikte ele aldığımızda şöyle bir tablo ortaya çıkıyor: Mü’minler birbirlerine haksızlık etmedikleri, birbirlerinin temel hak ve hürriyetlerine (hayatlarına, dillerine, topraklarına) saygı gösterdikleri, birbirlerine karşı adaletli davrandıkları, birbirlerini tanıdıkları takdirde kardeştirler. Zira Kur’an-ı Kerim’de yine Hucurat Suresi’nin 13. ayeti buna işaret etmektedir:

“Ey İnsanlar! Muhakkak biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Sonra sizi kabile kabile, ulus ulus yaptık ki, birbirinizi tanıyasınız...”

Bu ayetleri bir birliktelik dahilinde ele aldığımızda ancak gerçek bir ‘İslam kardeşliği’ hukukundan bahsedebiliriz. Sadece ‘mü’minler kardeştirler’ cümlesini alıp kardeşlikten bahsetmek İslam’ın kardeşlik hukukuna ihanet etmektir, bu hukuku saptırmaktır. Özellikle Hucurat Suresi’nin 9. ayetini göz ardı edip sadece 10. ayetini dile getirmek ‘İslam kardeşliği’nin Kur’an’ın hakikatini saptırmaktan başka bir şey değildir. Zira 9. ayette Kur’an, müslüman iki toplumun, ulusun veya halkın savaşabilirliğinden bahsediyor. Bunların barıştırılmasından, eğer barışmayan bir taraf varsa barıştan yana olan tarafın yanında yer alıp barışmayan tarafla savaşılmasından, mücadele edilmesinden bahsediyor. Ve devamında da eğer barışırlarsa her iki taraf arasında da adaletli davranılmasından bahsediyor. Yani her iki tarafın hakkı verildiğinde barış mümkün olabilir demektedir. Yani buradan barışın enaz bir tarafın haklı olduğu iki taraf arasında olacağı anlamı mevcuttur. Ondan dolayı eğer barış olacaksa hakkın hak sahibine verilmesiyle olur. Bu Allah’ın emridir. Zira bu ayette de barış (sulh) Allah’ın emri olarak geçmektedir. Bilhassa İslam hukuku üzerinden barıştan bahsedenlerin dikkatini bu hakikate çekmek istiyorum.

Yine ‘İslam kardeşliği’nin nasıl olması gerektiğini peygamber de hadislerinde çok güzel bir şekilde açıklamıştır:

“Sizden biri (bir şahıs, bir halk, bir ulus, bir toplum) kendi nefsi (şahsı, halkı, ulusu, toplumu) için  istediğini başkası (başka şahıs, halk, ulus, toplum) için istemedikçe müm’in olmuş olamaz.” (Buharî, Müslim, Metn-ul Erbe’îne-n Neveviyye, Kemal-ul İman bahsi, s. 15)

Buhari’nin rivayetinde geçen başka bir Hadis-i Şerif’te ise peygamber şöyle buyurmaktadır:

“Müslüman müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu zalime teslim etmez. Kim bir müslüman kardeşinin ihtiyacını ve sıkıntısını giderirse Allah da onun ihtiyacını ve sıkıntısını giderir. Kim de bir müslümanın ayıbını (hatasını) örterse Allah da kıyamette onun ayıbını örter.”

Yine başka bir hadis-i şerifte peygamber şöyle buyurmaktadır:

“Müslüman müslümanın zımmisi olamaz.”

Yani bir müslüman bir müslümanın egemenliği altına giremez. Türklerin, Arpların, Farsların Kürtleri ve Kürdistan’ı kendi egemenlikleri altına almaları, onların kendi kendilerini yönetmelerine karşı çıkmaları kesinlikle haramdır.

Yine peygamber:

“Müslümanın canı, ırzı ve malı müslümana haramdır” buyurmaktadır.

Hatta başka bir Hadis-i Şerif’te peygamber:

“Eziyet verici, incitici bir bakışla bir müslümana işaret etmesi, başka bir müslüman için helal olmaz” buyurmaktadır.

Bütün bu ayet ve hadisler ışığında şunları söyleyebiliriz:

Bir müslüman başka bir müslümana egemen olamaz.

‘İslam kardeşliği’nin yegane şartı aynı haklara sahip olmaktır.

Barış ancak, tarafların eşit haklara sahip olmasıyla mümkün olabilir. Yani adalet olmalı. Aksi barış olamaz.

Bir Türk, Arap veya Fars mü’min kendisi için bağımsız, özgür bir devlet istiyor ve helal sayıyorsa bir Kürt mü’min neden bağımsız ve özgür bir Kürdistan’ı kendisi için istemesin ve helal saymasın?

Eğer bu Türk, Arap veya Fars mü’min inancında samimi ise bağımsız ve özgür bir Kürdistan’ı bizzat kendisi mü’min Kürt kardeşi için istemeli. Aksi halde mü’min değildir. Buyurun hadisi yukarıda kaynağıyla birlikte zikrettik.

‘İslam kardeşliği’ hukukuyla ilgili burada daha başka bir çok ayet ve hadis yazabiliriz ancak biz şimdilik bunlarla yetinelim. Eğer bunları bir bütün olarak anlayabilirsek bunlar yeterli bizim için. Yok şayet Kürdistan sömürgecileri ve işgalcileri gözü ve aklıyla bakıp anlamak istersek peygamberin kendisinin gelip her şeyi açıklaması bile fayda etmez.

 


Bookmark and Share