Şiir gibi bir yaşam: Sakine Cansız - 1


BRÜKSEL - ANF
Güncellenme : 13.01.2013 06:27

İki arkadaşıyla birlikte Fransa’nın başkenti Paris’te katledilen PKK kurucu kadrolarından Sakine Cansız, ilk mücadele yılları ve özgür yaşam arayışını yıllar önce anlatmıştı. Kürt özgürlük hareketinin ve özgür kadın kimliğinin sembol isimlerinden olan Cansız, Kürdistan devrimcileriyle nasıl tanıştığı, etkilendiği ve  ilk dönemde devrimci faaliyetler içinde nasıl yer aldığını ayrıntılarıyla anlatıyor.

“1958 yılında Dersim’de doğdum. İlkokul biri köyden şehire giderek okudum. Daha sonra ilkokul, ortaokul ve liseyi Dersim’in içinde okudum. Aile yarı memur, yarı işçi kökenlidir. 8 kardeşiz. 3’ü kız, 5’i erkek.

70’lerde küçüktük fakat gelişen olaylar etkiliyordu. Deniz’lerin olayı genel olarak etkilemişti çok farkında olmasak ta. Kızıldere olayları etkilemişti. Yine bu konuda yoğun bir baskı da vardı Dersim’de. Bu açıdan genel bir etkilenme vardı. Devrimciliğe genel bir sempati vardı. Devrimci önderlere, yiğit insanlara büyük bir sempati vardı. Tabii ilk böyle siyasal olarak etkilenme, biraz soru işaretlerin uyandığı dönem 69 olayı idi. Pir Sultan Abdal olayı. Pir Sultan’ı konu alan bir tiyatro sergileniyordu Dersim’de. Bu engellendi. Bunun üzerine çıkan olaylar vardı. Mehmet Kılan diye halktan biri öldürülmüştü. Tutuklanmalar vardı. Sıkıyönetim vardı. Bunlar genel olarak bir etki yarattı. Ama devrimci ve yurtseverlik anlamında henüz bir bilinç uyanmamıştı. Kürtlük bilinci yoktu. Genel bir devrimcilik genel solculuk, hatta bu etkilemeyle CHP solculuğu, Karaoğlan solculuğu genel olarak Dersim’de yaygındı. Biz de bunlardan etkilendik. Ama daha çok devrimci hareket etkilemişti.

Kürdistan devrimcileriyle ilk tanışma

Böyle devrimci etkilenmeler, arayışların olduğu bir süreçte çok güzel bir tesadüftü. Arkadaşlar kaldığımız eve yakın bir evde kalıyorlardı. Daha küçük yaştaki öğrenciler oturuyordu ama arkadaşlar gelip gidiyorlardı. Fuat ve Mazlum arkadaşlar vardı. Şahin Dönmez oradaydı. Genelde diğer gruplar vardı, sol gruplar. İlgileniyorlardı da. Dergi, gazete veriyorlardı. Fakat bir türlü ikna olmuyordum. Yani sanki bir arayış var, aradığım bir şeyler var ve onları bulacağım hissi vardı hep. Genelde devrimcilere saygı, sempati ve ilgi vardı. Fakat öyle içine girmeye kendimi hazır bulmadım. Hep reddettim aslında. Kendim de çok anlam vermiyordum ama ikna olmuş değildim. Bu arkadaşların yaşam tarzları bizi etkilemişti. Hatta mahalledeki insanları bile etkilemişti. ‘Çok değişik insanlardı’ deniliyordu. Bir ciddiyet vardı ilişkilerinde, geliş gidişlerinde. Giyimlerinden tutalım bütün davranışlarına kadar. Bu arada ilişki kurdum.Tabii o dönemde biçim olarak çok değişik havalardaydım. Yani ayrıksıydım. Özentilerim farklıydı. Bir tarafta devrimci etkilenme vardı, bir tarafta öyle bir yaşam görüntüsü. Çelişkiliydi. Arkadaşlar da fazla anlam veremiyordu.

Mazlum arkadaşın o dönemde bir sözü oluyor. Bunu sonradan söylediler. ‘İlgilenin, iyi bir devrimci olur’ diyor. Yani arkadaşların yanıldığını söylüyor. O şekilde bir ilişki ve net olarak da bir arkadaşla tartıştık. Evimize geldi Kürdistan tarihini anlattı, düşüncelerimizi anlattı o zaman. Büyük bir ilgiyle dinlemiştik kardeşlerimle beraber. Geç saatlere kadar anlatılanları birbirimize anlatıyorduk. Genel devrimcilik duygularımız farklıydı ama anlatılanlar çok daha farklıydı. Kürt olduğumuzu, Kürdistanlı olduğumuzu öğrendik o anlatımlardan. Söylenen herşey bizim için önemliydi.

Ankara’ya gidiş ve Abdullah Öcalan’la tanışma

\"\"Bu hareketin düşünceleri etkilemişti ve aileyle yoğun bir çelişki başladı. Biz devrimcilik yapmak istiyorduk, aile çeşitli şekillerde engelliyordu. Dersim’de böyle bir aile içerisinde devrimciliğin yapılamayacağını anladım. Belki de bizim kendi güçsüzlüğümüz. Yani aileyi ikna ederek biraz daha uygun koşullar yaratarak orada da belki çalışılabilinirdi ama bir kadın olarak o baskılara, o yaklaşımlara fazla güç getiremedim. Bir de bir inanç oluştu. Yani mutlaka bu hareketin içine girmek gerekiyor. Herşeyi buna adamak gerekiyor. Öyle bir etkilenme ve inanç vardı. Bir anlamda aileyi de terkettim. O baskıları kabul etmedim. Devrimcilikte ısrar vardı. Öyle çıktım Ankara’ya gittim. Gizli oldu bu tabii.

Ankara’da siyasalda arkadaşların olduğunu biliyordum. En çok orda görebileceğimi, ilişki kurabileceğimi düşündüm. İkinci gün siyasala öyle çıktım gittim. Kampüs’e giderken akasya ağaçları vardı. Orada bir grup arkadaş oturuyordu. İlk anda seçemedim ama Erdoğanlardan Kıymet’in abisi vardı. O da beni tanıdı. Böyle bir anda kalktı yerinden ve bana doğru geldi. On metre gerisindeydik arkadaşların. Sordu, ‘Ne arıyorsun?’ ‘Ali Haydar Kaytan’ arkadaşı arıyorum, arkadaşları arıyorum dedim. ‘Hayırdır’ dedi. ‘Evden kaçtım geldim’ dedim. Sevindi tabii, kutladı beni. İlk defa öyle birşeyle karşılaşıyor. ‘Burda yok’ dedi ‘Dersime gitmiş’. ‘Arkadaşlar var’ dedi. Başkan oradaydı, gözlüklüydü oturuyorlardı. Yani Başkan’la ilk uzak karşılaşma öyle oldu fakat daha sonra İzmir’e gidip döndüğümde Önderlikle karşılaştık. Yine Hukuk Fakültesi Kampüsü’nde biraraya gelmiştik. Önderlik tartışıyordu. Orada diğer sol gruplardan bazıları vardı. Başkanın tartışmalarını büyük bir dikkatle dinliyorduk. O süreçte bir iki kere karşılaştık. Ama tabii o karşılaşma büyük bir heyecan yarattı. Hep ilgiyle dinliyorduk. Ağzından çıkan her sözcüğü dikkatle dinliyorduk. Anlamaya çalışıyorduk. Diyebilirim ki Önderliği yakında görme, tartışma ilk Elazığ konuşmaları ve Bingöl’de Karasungurlar’ın evinde oldu. Birçok konuda Önderliğin tartışmaları, değerlendirmeleri ve soruları oldu. O zaman daha yakından gördüm.

Kürdistan’a geri dönüş

1975’te arkadaşlarla belirttiğim tarzda bir ilişkilenme vardı. 76’da ilişkiler eğitim çalışmaları temelinde sürdü. Zaman zaman biraya gelme, toplantılara katılma, tartışma, yürüyüşlerde ortak hareket ediyorduk. 76’nın Ağustos ayında çıktım. Kopuş olmadı, Ankara’ya gittim. Orda farklı koşullar vardı, durmadım İzmir’e gittim. İzmir’de belli bir yakalanma süreci oldu. Ankara’ya 77’nin başlarında döndüm. O zaman Önderlikle o belirttiğim karşılaşmalar oldu.Belli bir grupla eğitim çalışmaları yürüttük. O yıl içerisinde Kürdistan’a döndük. Artık o şekilde çalışmıştım artık. Yani ilk karşılaşmam 75 yılı oluyor.

İdeolojik mücadelenin gelişimi

Baştan beri ideolojik mücadele vardı. İnkarcılık, sosyal şoven etkiler, dar milliyetçi, ilkel milliyetçi yaklaşımlar vardı. İdeolojik olarak ilk çıkış bunlara karşı mücadele ile oldu. Bu mücadele tartışmalara, okul ve mahalle ilişkilerine yansıyordu. Bu olay da öyle bir tartışma sırasında oluyor. Ben o dönemde İzmir’de Buca Cezaevi’ndeydim. Arkadaşlar ziyarete geldiklerinde belirtmemişlerdi. Cezaevinden çıktığımda hem Aydın Gül arkadaşın hem de Haki Karer arkadaşın şahadetini öğrendim.Tabii bu bizim bulunduğumuz alanlarda, metropollerde Türk soluna karşı yaklaşımımızı etkiledi. Eleştirilerimizi daha çok yoğun geliştirdik. İdeolojik mücadeleyi daha çok keskin verme gereğini duyduk. Enternasyonalist görevden bahsediliyordu, Kürt halkıyla kardeşlikten bahsediliyordu ama öte yandan arkaşlarımız katlediliyordu.

İlk konuşma Elazığ’da oldu. Elazığ’da o zaman Dev-Genç ve biz vardık. Biz hızla gelişiyorduk. Önderlik o zaman geldi. Keban’a bağlı Birvan köyü’ne gidildi. Hem Dev-Genç tabanından gelenler vardı hem de bizim arkadaşlarımız vardı. Önderlik konuşmayı açtı. Çok sistemli ama çok sakin bir konuşmaydı. Kürt sorununu ve çözüm yollarını ortaya koydu. Kendisi konuştuktan sonra Dev-Genç’li arkadaş konuşmuştu. Tabii o daha çok kitaplardan örnekler veriyordu. Lenin’den, klasiklerden, dergilerden pasajlar okuyordu. O dönemde yeni sömürge olarak değerlendiriliyordu Kürdistan. Tabii o tahlinin içine oturtulmaya çalışılıyordu Kürdistan. Önderlik ikinci kez değerlendirme yapmıştı. Sakin, çok yapıcı, çok etkileyici bir biçimde değerlendiriyordu. Herkes dikkatle dinliyordu. Gece geç saatlere kadar bu toplantı sürmüştü. Kapsamlı bir değerlendirme ortaya çıkmıştı. Eleştiriler de vardı tabii. Kürt sorununu inkar, Kürdistan’a yaklaşımındaki yanlış tahliller, yanlış değerlendirmeler, çağa yönelik değerlendirmeler, Türkiye’deki rejim ve siteme yönelik değerlendirmeler, genel olarak devlet, Sosyalizm konularında ciddi eleştiriler geliştirdi Önderlik.

Saldırılara karşı direniş

Hareketimiz kısa bir sürede politik bir güç haline geldi. 75, 76, 77’ye doğru gençlik hareketini aştı. İlk dönemde daha çok öğrenci gençlik üzerinde etki yapmıştı. Girdiğimiz bütün alanlarda, okullarda nitelikli ve militan gençlik etkilenmişti. Okulların çehresi ve anlamı değişti. Bahsettiğim öğretmen okulu vardı. Öğretmen okulunda daha önce hem faşistler vardı hem de Türk solunun etkin olduğu bir okuldu. Fakat kısa sürede faşistler terketti, bir mücadele gelişti. Bu tür odaklar engelliyordu. Onun dışında sosyal şoven gruplar vardı. İdeolojik mücadele veriyorduk, farklı bir mücadele yoktu. Ama bunun karşısında bir engel vardı. Sürekli inkarcılık dayatılıyordu. Bizim kendimizi ifade etmemiz, yansıtmamız engelleniyordu. Bu engelleme doğal olarak ideolojik bir çatışmayı yaratıyordu. Aydın Gül arkadaşın vurulmasından sonra şiddet gündeme geldi. Bunu biz yaratmadık, bu bize dayatıldı aslında. Biz buna karşın ideolojik-politik mücadele ve devrimci şiddeti esas alıyorduk. Aslında meşru savunma bu hareketin baştan beri esas aldığı bir mücadele yöntimiydi. Hemen hemen sol grupların birçoğu da bizimle bu yönlü, ideolojik çatışmaya, hem giderek şiddeti içeren çatışmalara, saldırılara girdi. Kürt ilkel-milliyetçi gruplar vardı. Bunların da yaklaşımıydı. Kürdistan’daki gerici feodal-aşiretçi yapının saldırıları vardı. Çünkü mücadelemiz kitleyi bilinçlendiriyordu. Bizim bir bütün olarak sistemi eleştiren bir ideolojimiz vardı. Sistemin oluşturduğu bütün yapıya yönelik bir eleştiriyle çıktık hareket olarak. O açıdan hepsi de karşımızdaydı aslında. Tabii bu konuda bizim hem feodalcı-aşiretçi yapıya karşı, hem sosyal şoven ilkel-milliyetçiliğe karşı mücadelemiz gündeme geldi. Her yerde bu konuda bizim de etkin bir mücadelemiz vardı. Topyekün saldırıyı karşı bizim hareket olarak kendi varlığımızı koruma gibi bir sorunumuz vardı. Bunun yöntemlerini de yoğun olarak tartışıyorduk. Önderlik bu konuda kitleyi ve halkı esas alan bir mücadele tarzını hep önümüze koydu.

Faşistlerin etkinliği kırılıyor

Elazığ’da faşist odaklara karşı mücadele, faşistler içindeki kesimleri de etkilemişti. Bunlar MHP’nin örgütlediği Kürtlerdi. Bizim mücadelemizle birlikte bunlar da etkilenmişti. Yani bunların içinde de bir kopuş oldu. 70’in üzerinde bir grup kopmuştu. Türk solundan katılanlar oldu bize. Bir de KUK’tan bir grup gelmişti. Merkez düzeyinde de kopuşlar olmuştu. Çözülüş vardı. Önceki yapılar çözülüyordu. Bu çözülüş bizim mücadelemizle birlikte oluyordu. Bu konuda bunun sonuçlarını değerlendirmek önemliydi.

78’de program taslağı dağıtıldı. O zaman biz Elazığ’daydık. Program taslağını okuyup, yoğunlaşmamız gerekiyordu, o belirtildi. Bunun farklı bir çalışmaya bizi götüreceğini tahmin ediyorduk. Çok geniş bir arkadaş yapısına yansıtılmadı. Belli bir grup arkadaş taslağı okuyordu. Tabii bunun yanında diğer ülkelerdeki partilerin ve devrimlerin tarihi inceleniyordu. Nasıl bir parti? Ordaki partiler nasıl kurulmuş? Bunların tartışması ve yoğunlaşması vardı. Biz bu yoğunlaşmayı Elazığ’da bir grup arkadaş ile yapabildik. Onun sonrasında Kongre’ye gidildi.”

İlk Kongre’nin hazırlıkları

Denilebilinir ki 77’yle birlikte bir kabarış oldu. 78’de de kitlesellik daha çok gelişmişti. Sorun daha çok güvenlik sorunuydu. Ben o tartışmaları bilemiyorum ama delege seçimi ve sayısı arkadaşlar tarafından belirlenmişti. Aslında eğer güvenlik sorunu olmasaydı çok sayıda arkadaş katılabilirdi. O açıdan bölgeleri temsil eden bazı arkadaşlar gelmişti. 23 veya 24 kişilik bir gruptuk. Elazığ’dan Cuma arkadaş, Hüseyin Topgider ve ben delege olarak gittik. Tabii büyük bir heyecan vardı. Hareket neyi emrediyorsa onu yapma istemi vardı. Kadro şekillenmesi ve göreve yaklaşması böyleydi. Ne dense o yapılıyordu. Ona ruhen hazırlık vardı. Kürdistan devrimciliğinde, devrimcilerinde işe hazır olmama yoktu. Belki kişilikler ayrıldı, kopanlar ve göğüslemeyenler oldu, bunlar ayrı ama bu işe karar vermiş yürüyen arkadaşlarda gerçekten genel bir karakterdi. Önderliğin yarattığı bir karakterdi. Hiç kimse ben hazır değilim, acaba nereye gidiyorum, yapabilecekmiyim böyle çok değişik kaygılara gidilmiyordu.”

 

Kemal Pir ve Haki Karer

Haki Karer ve Kemal Pir arkadaşların Türkiyeli olduğunu bildiğimiz için yaklaşımlarımız çok farklıydı. Büyük bir saygı ve sempati duyuyorduk. Böyle bir harekete baştan beri katılmaları, öncülük etmeleri, Önderliğin en üst düzeyde yoldaşları olmaları hepimizi çok etkilemişti. Bizim Önderliğe yaklaşımlarımız farklıydı. Önderliğin yarattığı etki ve güç tabi ki farklıydı. Ama bu arkadaşların da çok özgün bir yeri vardı bizim yanımızda. Tartışmalarda hep örnek veriyorduk. Bu arkadaşların hareket içerisinde olmaları, öncü kadro olmalarını her konuşmamızda belirtiyorduk. Bize farklı yaklaşan gruplar vardı. Sosyal şoven ve inkarcı gruplar bizi herşeyle suçluyorlardı. Milliyetçilikle de suçluyorlardı. En çok ilkel-milliyetçilikle mücadele eden bizdik. O temelde aslında geliştik. Bu kadar net bir ideoloji yaklaşımımız vardı ama belli suçlamalar hep oldu. Bu açıdan arkadaşları hep örnek veriyorduk. Haki arkadaşın şahadeti zor oldu. StÍrka Sor adlı bir ajan-provokatör örgütü tarafından gerçekleştirilmesi bize çok daha ağır gelmişti. Bütün arkadaşlarda etki yaratmıştı. Ve ben kendim de ilk afişlerini gördüğümde ağlamıştım. Haki arkadaşın seçilmesi çok önemliydi. Haki arkadaş hem Kürt halkı için hem de Türk halkı için önemliydi. İki halkın mücadelesini birleştiren, istemlerini, özlemlerini birleştiren bir temsil gücü vardı. Bu açıdan o temsile yönelme, Önderliğin en yakın yoldaşlığına yönelme bir tehlike olarak algılanıyordu. Ve buna karşı daha ciddi mücadele etmeyi getirdi. Önderliğin yaklaşımı belirleyici oldu ve Kürdistan’da örgüt yaratıldı.

 

 


Bookmark and Share